Travma sonrası yaşanan stres bozukluğu adında da anlaşılacağı üzere kişinin travmatik olaylar yaşamasının ardından ortaya çıkan aşırı stres halidir. Kişinin duygu durumu aşırı bir şekilde olumsuz etkilendiği için, olayları anlama ve yönetme konusunda yeterince başarılı olamaz. Kısacası bu rahatsızlığı, yaşanan travmatik olayların olumsuz etkileri olarak düşünülebilir. Kişilerin bu psikolojik rahatsızlığı yaşaması için genetik yatkınlığının olmasına gerek yoktur. Travmatik bir olay yaşayan herkeste, bu psikolojik rahatsızlık ortaya çıkabilir.
Travma sonrası stres bozukluğu nedenleri arasında çok büyük travmatik olaylar sayılabilirken aynı zamanda kişinin kaldıramayacağı sözleri duyması veya üzülmesi gibi durumlarda gösterilebilir. Tabi yaşanan travmatik olaylara göre sonrasında yaşanacak stres bozukluğunun boyutu da değişir. Genel anlamda travma sonrası stres bozukluklarının nedenleri;
Bu olayların yanı sıra kişinin ailesinde ve çevresinden yeterince destek görmemesi, altta yatan bir depresyon ile anksiyete gibi rahatsızlıkların bulunması, olayların hemen ardından psikolojik destek alınmaması, kendisine travmatik bu olayları yaşatan kişileri tekrar görmesi veya sürekli yanında olması, kişinin yaşadığı travmatik olaylarla birlikte genel olarak stresli bir yapısının olması gibi durumlarda risk faktörünü artırır.
Travma sonrası stres bozuklukları aynı zamanda birçok problemi de beraberinde getirir. Kişiler bu sebeple alkol ve uyuşturucu bağımlılığı gibi tehlikeli şeylere yönelebilir. Bunun yanında fiziksel hiçbir rahatsızlığı olmadığı halde çeşitli belirtiler ortaya çıkar. Bir süre sonra bu aşırı stres hali, kişilerin gerçekten hasta olmasına sebep olabilir. Fiziksel rahatsızlıklarla birlikte psikolojik pek çok rahatsızlık tetiklenebilir.
Mersin Çözüm Psikolojik danışmanlık ofisi olarak travma sonrasında ortaya çıkan stres bozukluklarının danışmanlığında sizlere destek oluyoruz. Bu tip rahatsızlıkların sürecinde bilişsel davranışçı teknikler ve EMDR teknikleri tercih ediliyor. Böylece kişinin yaşadığı travmaları, yeniden işlemesi ve daha doğru düşünmesi amaçlanıyor. Travma sonrası stres bozukluğu için psikolog desteği almak son derece önemli ve gereklidir. Almak istediğiniz etkili destek için ofisimizi ziyaret edebilirsiniz.
Özellikle doğal afetler göz önüne alındığında, yaşanan bir afet sonrası mağdurların yaklaşık %10-15’i olaydan çok kısa bir süre sonra toparlanmaktadır. Olayın etkileriyle başa çıkmaktadır ve hatta “lider” rolü üstlenebilmektedir. Yaklaşık %70’lik bir bölümü ise olaydan etkilenmektedir ve “stres tepkileri” göstermektedir. Bu gruba giren kişilere yapılacak her tür destek ve özellikle psikososyal destek çalışmaları çok önemlidir. Kişilerin vermiş oldukları “stres tepkileri”nin uzun ya da kısa süreli olması kendilerine verilen destekle doğru orantılıdır. Geriye kalan %10-15’lik bölüm ise travmatik olaylardan uzun süreli olarak etkilenmektedir. Yaklaşık rakamlarla verilen bu oranlar insan eliyle oluşan travmatik olaylarda daha farklı olmaktadır. Her üç kişiden biri, hayatlarının belli bir evresinde, travmatik bir olaya maruz kalmaktadır. Travma Sonrası Stres Bozukluğu – TSSB belirtilen bu %10-15’lik kesimi etkilemektedir. Bununla birlikte çoğu kişi Travma Sonrası Stres Bozukluğu yaşasa bile, bu konuda bir yardım almamıştır.
Yaşanan olayın “olağanüstü” olarak algılandığı bir durumda gösterilen stres tepkileri, “anormal bir olaya verilen normal tepkiler” olarak görülmektedir. Hemen ertesinde verilen tepkileri göz önüne alarak ciddi bir psikolojik rahatsızlıkla karşı karşıya kalındığına karar verilmesi yanlıştır. Yaşanan travmatik bir olay sonrası herkes stres tepkileri göstermektedir. Birkaç gün boyunca bu tepkileri yaşamak normal ve beklenen bir durumdur. Yapılan araştırmalara göre, çoğu vakada orta şiddetteki stres tepkileri dahi, herhangi bir müdahale yapılmaksızın 6-16 ay içinde tamamen ortadan kalkabilmektedir.
Stres yaratan olaylara verilen tepkileri dört ana başlıkta toplamak mümkündür. Bunlar; fiziksel, duygusal, bilişsel ve kişilerarası tepkiler olarak sıralanmaktadır.
Sözü edilen normal stres tepkileri, vücudumuzda sempatik ve parasempatik sinir sistemine dayalı olarak ortaya çıkar.
Sempatik sinir sistemi tehlike algılandığı anda devreye girmektedir. Bedenin tehlikeli durumdan kaçmaya veya tehlikeyle savaşmaya hazırlanması için gerekli değişikliklerin meydana gelmesini sağlamaktadır. Aktivitesi, kalp atışlarında ve nefes alıp vermede hızlanma, terleme, sindirim sisteminde hareketlenme, kaslarda gerginlik, yorgunluk, uykuya dalmada güçlükler olarak sıralanabilir. Ayrıca vücudun değişik yerlerinde ağrı ve acı, iştahta değişiklikler, mide bulantısı ve cinsel dürtülerdeki değişikliklerdir. Tehlike ortadan kalktıktan sonra ise parasempatik sinir sistemi devreye girer. Sempatik sistemin vücutta ortaya çıkardığı değişikliklerin geri dönüşümünü, beden aktivitelerinin normale dönmesini sağlar.
Bütün bu değişikler doğal olarak programlanmıştır. Ve bu durum normaldir. Hatta hayatta kalmak için gereklidir. Buna karşın bazı durumlarda, sempatik sinir sistemi o kadar yoğun ve uzun süreli çalışmak durumunda kalır ki parasempatik sinir sisteminin devreye girmesi ve işlemin geri dönüşümü güçleşir. Bu noktada psikolojik travmaya bağlı olarak ortaya çıkan bir takım sorunlar söz konusudur. Genel Uyum Sendromu yaklaşımına göre, stres yaratan bir olayla karşılaşıldığında vücut ilk önce dikkatin ve bütün duyuların keskinleştiği alarm durumuna geçer. Daha sonra olayın etkilerini azaltmaya yönelik direnç aşaması ile vücut stres yaratan durumla savaşmaya başlar. Eğer bu aşamada yapılanlar işe yaramazsa, vücutta bir tükenme hali söz konusu olmaktadır. Ve doku yıkımı, hatta ölüm gerçekleşmektedir. Diğer bir deyişle devam eden yoğun stres karşısında, sıklıkla gözlenen psikolojik tepkilerin yanısıra vücut da zarar görmektedir.
Travmatik olay karşısında stres sonucu ortaya çıkan duygusal tepkiler eğer ilk iki hafta gözleniyorsa normaldir. Travmatize olmuş kişiler şok, korku, yas, öfke, suçluluk, utanç, çaresizlik, ümitsizlik, duygusal uyuşukluk gibi duyguları yoğun bir şekilde yaşayabilirler. İlk 1-2 haftadan sonra eğer bu duygular varlıklarını ve yoğunluklarını korurlarsa bu, muhtemel bir psikolojik soruna işaret etmektedir.
Strese verilen bilişsel tepkiler duygusal tepkilerle bağlantılıdır. Verilen bilişsel tepkiler hem olayın kendisi hem de verilen fiziksel ve duygusal tepkiler nedeniyle ortaya çıkabilirler. Söz konusu tepkiler şaşkınlık, dalgınlık, mekan ve/veya zaman oryantasyonunda güçlük, hafıza problemleri ve kafa karışıklığı olarak özetlenmektedir.
Aşırı stres durumlarında evde, okulda ve/veya işteki arkadaşlık, eş ve ebeveynlik ilişkilerinde de ortaya çıkan bir takım belirtilerden söz etmek mümkündür. İlişkilerde gözlenebilen bu değişiklikleri güvensizlik, tedirginlik, artan çatışma eğilimi, içe kapanma, yalnız kalma ve reddedilmiş hissetme takip etmektedir. Ayrıca uzaklaşma, önyargılı olma eğiliminde artış ve kontrol etme ihtiyacında artış örnek gösterilebilir.
Travma sonrası gelişim, bazı yazarların yaşanan travmatik olaylardan sonra yaşantıya bağlı ortaya çıkan olumlu özellikleri ifade etmek için kullandığı bir kavramdır. İlk bakışta insana oldukça alışılmadık gelmekle birlikte “insan bir felaketten yararlanabilir mi ?’” sorusu da doğaldır.
Büyük felaketler yaşamış insanların bir kısmı, bir süre sonra, yaşantıları vasıtasıyla kriz durumlarıyla nasıl başa çıkabildiklerini bilmektedirler. Ne kadar olumsuz ve yaralayıcı olursa olsun, iyileşebildiklerini ve bunun kendilerine güvenlerini arttırdığını anlatmaktadır. Ayrıca bu tür olaylar insanların kendi küçük topluluklarına daha yakın olmasını sağlamıştır. Ayrıca bu toplulukları birbirine destek olan bir sosyal yapı haline dönüştürmektedir. Bireylerin hayattaki önceliklerini, hedeflerini ve değerlerini gözden geçirmelerine fırsat tanıdığını, dolayısıyla kişisel gelişimlerine katkıda bulunduğunu düşünenler bulunmaktadır. Görüldüğü gibi “her felaket hayatın iyileşmesi için bir fırsattır” anlayışını desteklemektedir. Kişilerde bu anlayış, stres ve travma sonrası iyileşme sürecine yardımcı olmakta, süreci hızlandırmaktadır.
Felaketlere maruz kalanların çoğu bu durum karşısında hafif düzey stres tepkileri vermektedirler. Fakat her üç kişiden biri TSSB’nin habercisi olabilecek bir takım daha ağır stres tepkileri vermektedir. Söz konusu ağır stres tepkileri şunlardır:
Disosyasyon: Kendini gerçek-dışı ya da bedeninin dışındaymış gibi hissetme; belirli dönemler hatırlanmak istendiğinde kafanın tamamen boş olması ve hiç bir şey hatırlayamama.
Hayatı sekteye uğratacak şekilde yeniden-deneyimleme: Dehşet verici anıları, kabusları yeniden yaşıyormuş gibi hissetme ve duyumsama.
Rahatsız eden anılardan kaçınabilmek için normalde yapılmayacak davranışların sergilenmesi: Evden dışarı çıkamama, vb.
Madde ve alkol kullanımı ve bağımlılığı
Aşırı derecede duygusal uyuşma (emotional numbing): İçi boşmuş gibi duyumsayarak hiçbir duygu hissedilememesi.
Aşırı tepkisellik (hyperarousal): Panik ataklar, öfke nöbetleri, aşırı gerginlik, aşırı tedirginlik hissedilmesi.
Yoğun kaygı: Hayatı durduracak kadar endişe duymak, aşırı çaresizlik hissi, düşünce veya davranışlardaki takıntılar.
Ağır depresyon: Umudun, kendilik değerinin, motivasyon ya da hayatın anlamının tamamen yitirilmesi.
Psikotik belirtiler: Halüsinasyon, delüzyon, tuhaf düşünceler ve imgeler.
Yapılan araştırmalarla, ağır stres tepkilerinin ve uyum sürecinin uzun süreceğine dair ipucu veren, yaşanan olayla ilgili bir takım risk faktörleri belirlenmiştir. Belirlenen bu risk faktörlerini şu şekilde sıralamak mümkündür:
Yapılan araştırmalar, bireylerin travmatik deneyimden önce yaşamış oldukları bir takım olayların da ağır stres tepkileri göstermelerinde risk faktörleri oluşturabileceğini ortaya çıkartmıştır. Bunun nedeni, halihazırda yaşanan travmatik olayın geçmişte yaşanmış olan olayların anılarını canlandırmasıdır . Ve bunun yanında daha sonra neden oldukları tepkileri yeniden alevlendirmesidir. Tarihçede belirlenen risk faktörleri şunlardır:
Araştırmalar felaketlerden sonra stres tepkilerini azaltmak için yapılabilecekler konusuna odaklanmaya başladı. Konuyla ilgili yapılan gözlemleri temel alarak, felaket sonrasında stres tepkilerini azaltma ve felaket sonrası uyumu arttırma yönünde faydalı olabileceği düşünülen önlemler aşağıda önerilmektedir;
Korunma: Güvende olabileceğiniz, gıda ve içecek bulunan, sessizce oturup rahatlayabileceğiniz temiz bir yer bulup kısa bir süre uyuyun.
Yönlendirme: Kişisel ve aile üyeleriyle ilgili önceliklerinizi belirleyip bunlar üzerinde çalışmaya başlayın. Böylelikle ortaya çıkması muhtemel olan ümit ve amaç belirlensin ve özgüven yitimi engellenebilsin.
Bağlantı Kurma: Kendi deneyiminizi anlatabilmek ve onların deneyimlerini dinleyebilmek için aile üyeleri, arkadaşlar ve psikolojik danışmanlarla bağlantı kurulması gerekmektedir. Böylece yaşanan felaketin yarattığı stresin yavaş yavaş yatışması mümkün olmaktadır.
Arama ve Seçme: İhtiyaçlarınızı karşılayabilecek kurumları biran önce araştırmaya başlamalı ve içlerinden ihtiyaçlarınızı en uygun koşullarda karşılayabilecek olanları seçmelisiniz.
Travmaya yol açan olay ortadan kalktığı halde, olaya verilen tepkiler ortadan kalkmamaktadır. Bu durum travma kurbanlarının en önemli sorunudur. Yeniden-deneyimleme olarak adlandırılan bu süreçte, travma etkilerine bağlı olarak ortaya çıkan birçok belirti bulunmaktadır. Ve bu belirtiler, bozukluğun açıklamasında kritik rol oynamaktadır. Bu süreçte kişinin yaşayabileceği sorunlar, sıkıntı veren ve istenmediği halde zorla akıldan geçen anılardır. Ayrıca görüntüler, kabuslar ya da kişinin başa çıkmakta zorlandığı çok yoğun duygular olarak özetlemek mümkündür.
Gündelik deneyimlerin beyin tarafından işlenmesi sırasında sıkıntı verici durumlar ortaya çıkmaz. Beyin, zaten normal hızında çalışırken onları zorlanmadan işleyebilme kapasitesine sahiptir. Dolayısıyla travma sonrasında yaşanan bütün sıkıntılar, ilk başta beynin, travmatik olay nedeniyle normalden çok daha fazla sayıda ve yoğunlukta hücum eden uyarıcıları diğer bütün yaşantılar gibi işlemeye çalışmasının bir sonucu olarak ortaya çıkar. Bu durum uyuma yönelik bir sürecin yan etkileri olarak değerlendirilebilir.
Problem, işlenmesi gereken bilgileri zihninden değişik yollarla uzaklaştırdığında başlar. Ya da bu bilgilerin işlenmelerine engel olduğu zaman başlar. Travma deneyimlerinin neden olduğu yoğun ve dayanılmaz duygular bulunmaktadır. Bu nedenle bir savunma mekanizması olarak kişi, değişik yollarla zihninden işlenmesi gereken bilgileri uzaklaştırmaktadır. Bu durumda, hala işlenmesi gereken bilgi bulunmasına rağmen bilgi işleme süreci her seferinde yarım kalmaktadır. Bu yüzden kişi kendisini aşağıdaki şekilde de görülen bir kısır döngünün içinde buluverir.
Özellikle uzun süren travma yaşantılarında kurbanlar kendilerini korumaya yönelik bir başa çıkma stratejisi geliştirirler. Bu strateji söz konusu durum ortadan kalktıktan sonra da kullanılmaya devam edebilmektedir. Bu stratejiler (aşırı duyarlılık, disosyasyon, kaçınma ve duygusal uyuşukluk) travma zamanında gerçekten yardımcı olmaktadır. Ancak travmatik durum ortadan kalktıktan sonra da kullanılırlarsa kişinin hayatını problem yaratacak ölçüde engellemeye başlarlar.
Dolayısıyla travmayla bağlantılı olan bütün “belirtileri” uyum çabaları olarak düşünmek yararlı olabilmektedir. Söz konusu olan belirtiler, travma kurbanlarının kendilerini zorlayan yoğun duygularıyla başa çıkma çabalarını yansıtır. Problem, şimdiki durumlarıyla daha uyumlu olabilecek başa çıkma stratejilerini bilmemeleri; geçmişteki travmatik durumda kullandıkları davranış örüntülerini sürdürmeleridir. Buna bağlı olarak, travma kurbanlarının belirtileri karşısında, söz konusu davranışın neye hizmet ettiğinin sorgulanması gerekir. Eğer uyumsuz olan davranışların işlevleri anlaşılabilirse, bunların yerine aynı amaca hizmet edecek daha uyumlu davranışların yerleştirilmesi mümkün olabilmektedir.
Psikolojik olarak travmatize olan kişilerin yaşayabilecekleri bütün belirtileri barındıran bir tanı bulunmamaktadır. Buna karşın, travmatize olan kişilerin sahip oldukları birçok tanı bulunmaktadır. Travmatize olan kişilerde sıklıkla görülen bozukluklar şunlardır:
Bunlar arasında TSSB, psikolojik travma etiyolojisine dayalı tek tanı kategorisidir. Herhangi birinin TSSB tanısı alabilmesi için, tarihçesinde travmatik bir olay bulunması gerekmektedir. Tanıların çoğu açıklama yerine betimlemeye yönelik olduğundan, bağlamdan bağımsız olarak belirti ve davranışlara odaklanırlar. Kişinin sözü edilen davranışları neden ve nasıl geliştirmiş olabileceğiyle ilgili bilgi vermezler (travmatik stresle başa çıkabilmek için, vb.) Travma ve bağlantılı belirtilerini ortaya çıkarabilmek için “bu kişinin nesi var?” yerine “bu kişi ne yaşamış?” sorusunu sormak gerekir.
Çözüm Psikolojik Danışmanlık ofisi olarak travma sonrasında ortaya çıkan stres bozukluklarının danışmanlığında sizlere destek oluyoruz. Bu tip rahatsızlıkların sürecinde bilişsel davranışçı teknikler ve EMDR teknikleri tercih ediliyor. Böylece kişinin yaşadığı travmaları, yeniden işlemesi ve daha doğru düşünmesi amaçlanıyor. Travma sonrası stres bozukluğu için psikolog desteği almak son derece önemli ve gereklidir. Almak istediğiniz etkili destek için ofisimizi ziyaret edebilirsiniz.