Hipnoz sanıldığının aksine uyku değil, belki hedeflenen amaca odaklanmış bir uyanıklık halidir. Hipnoz’un uyku ile yakın ilişkili kavramlar oldukları yanılgısına belki siz de düşüyorsunuz. Sanırım hipnoz sözcüğünün yakın tarihine baktığınızda hipnoz ve uykuyu niye birbirine yakıştırıldığını anlayabiliriz. İlk defa İngiliz cerrah James Braid (1795-1860) tarafından kullanılan “hipnotizma” terimi, Yunanca ‘uyku’ anlamına gelen ‘hypnos’ kelimesinden gelir. Bu isim benzerliği dışında hipnoz, bütünüyle kendine özgü özellikleriyle bilinçliliğin farklı bir durumudur. Hipnoz, basitçe trans halidir. Trans hali uyku ve uyanıklık arasında olan ve telkin almayı kolay hale getiren bir ruh halidir.
Trans hali; bakış, söz veya sallanan sarkaç benzeri yardımcı nesneler ve nefes kullanılarak gerçekleştirilir, kişi bu esnada telkin alabilir duruma gelir. Hipnoz altında uyuyor gibi görünen birey koku, ses, ışık gibi çevresel uyaranlara kendini kapatmış olmasına karşın üst düzeyde uyanıklığa sahiptir ve bunları isterse duyar veya hissedebilir. Buradaki temel felsefe, genel uyanıklık alanında bilinci daraltmak, hipnoterapistin yönlendirilmesiyle işlenecek olan özel alanda bilinci genişletmektedir. Bu sayede birçok ruhsal patolojiye sebep olan bilinçdışı tortuya ulaşılmakta ve temizlenebilmektedir. Hipnozda bilinç devre dışı kalmaz, bilinç ile bilinçdışı iletişime geçer, işbirliği yapar.
HİPNOTERAPİ NEDİR ?
Hipnoterapi, psikolojinin en ileri formudur. Bu form bilimle sanatın içe içe girdiği, birbirini işlediği bir formdur. Hipnoterapi, bilincin hipnotik olarak değiştiği süreçte terapist ve danışanın birlikte götürdükleri bir psikoterapi sürecidir. Hipnoz vasıtasıyla oluşturulan farkındalık, içe dönüş sonucu, bilinçaltını isteğe bağlı olarak değiştirebilme sürecidir. Hipnoterapide ruhsal ya da fiziksel sorunların kaynağı biliçaltından bulunup tespit edilir, kaynak temizlenir ve verilen olumlu telkinlerle danışanın hayatında köklü değişiklikler oluşturulur.
Tıp dünyasında hipnoterapi bir psikoterapi yöntemi olarak kabul edilmektedir. İngiliz tıp birliği 1953 yılında, Amerikan tıp birliği 1958 yılında hipnoterapiyi, bir psikoterapi yöntemi olarak kabul etti. Türkiye’de de hipnoz tekniğinin kullanıldığı uygulamalar, Sağlık Bakanlığı’nın onayıyla tedavi yöntemi olarak uygulanmaktadır.
Hipnoterapi haha çok psikiyatrik, ruhsal hastalıklarda uygulanmakla birlikte, zihin beden bütünlüğü esas alındığı için fiziksel rahatsızlıklarda, acı ve ağrı kontrolünde de etkilidir.
Hastalıkların duygusal (psikolojik) sebeplerini ilaçsız tedavi etmek için kullanılan etkin bir yöntemdir. Hastalıkların blinçaltındaki travmalarına ulaşmamızda sık kullandığımız araçtır.
Çözüm odaklı teşhise uygun, olumlu olarak yapılan kaynaktan tedavi edici özelliklere sahip bir terapi yöntemi olup, trans durumunda uygulandığında olumlu değişimlere ve iyileşmeye yol açar. Hipnoterapi tedaviyi sağlayan olumlu telkinler ve bu sırada uygulanan psikoterapi yöntemleridir. Çok sayıda terapi yöntemi bulunur. Her biri ayrı bir teknik olan; Regresyon, Parts, Direkt telkin, İndirekt telkin, Hipnodrama, Hipnoanaliz, Ericksonian yöntemler, Brandon tekniği, Semptom baskılama, Semptom yer değiştirme, İmgeleme gibi hipnoterapi tekniklerinden kişiye özel bir süreç uygulamaktayız. Bu hipnoterapi tekniklerinin yanısıra, gerektiğinde, EFT, NLP teknikleri ve Bilişsel-Davranışçı yöntemlerle de terapilere destek sağlamaktayız.
Bilimsel olarak kabul gören 3 tedavi yöntemi bulunmaktadır. Bunlar;
Medikal tedavi: Bunlar ilaç tedavisiyle yapılır. Bu 3 - 6 aydan başlayan, bazı durumlarda ömür boyu uygulanması gereken bir tedavidir. Beynin biyolojik bozukluklarında mutlaka uygulanması gerekir. Diğer sorunlarda uygulanması gerekli değildir. Bu tedavinin Hipnoterapi ve psikoterapiye bir üstünlüğü yoktur. İlaçların yan etkileri tedavinin başlıca sorunudur. Günümüzde psikolojik sorunlar için etkin bir ilaç tedavisi yoktur. Tedavi uzun sürmesine rağmen, tekrarlar fazladır.
Psikoterapi: Bunlar bilişsel, davranışsal, dinamik ve varoluşsal terapilerdir. Bunların herhangi bir yan etkisi olmadığı gibi, etkinliği kanıtlanmıştır. Uzmanlarca uygulandığında, hastalarda tamamen iyileşme sağlar. Bu tedavi için zaman ayırmalı ve maddi olanaklara sahip olunmalıdır.
Hipnoterapi: Bu telkinlerin ve psikoterapi yöntemlerinin trans altında uygulanmasıdır. Bu tedavide bilinç dışı erişim kolay olduğundan, daha kısa sürede sonuç alınabilmektedir. Daha düşük maliyetle, daha kısa zamanda neticelenir. Diğer tedavilerle iyileşme sağlanamadığında, Hipnoterapi en büyük yardımcıdır. Öğrencilik ve iş hayatında başarı, ağrısız doğum, anestezi gibi alanlarda destekleyici etkileri vardır.
HİPNOTERAPİNİN KULLANILDIĞI ALANLAR
Hipnoterapi, hipnoz her ne kadar sigara bırakmakla, kilo vermekle ya da fobi tedavisiyle fazlaca anılır olsa da etki alanları ve sonuçları açısından çeşitlilik arz eder. Özellikle Avrupa’da ve Amerika’da birçok spesifik ihtiyaç alanında kullanılmaktadır. Öyle ki cilt sorunlarından, tüp bebek tedavisine; kadın doğumdan, iş ve sanat hayatında ki verimliliğe; dil öğreniminden, sportif performansa ve yaratıcılığa kadar geniş bir yelpazede kullanıldığını görmekteyiz. Bu çeşitlilik hipnozun duygu ve düşünceler üzerindeki dönüştürücü gücünden gelmektedir. Zihnin ve bedenin etkileşimli bir bütün olduğu göz önüne alındığında hipnozun etki alanının ne kadar geniş olabileceğini çıkarabiliriz.
Hipnoterapi sınav heyecanı yaşayanlar, sınav stresi yapanlar, ders çalışmak istediği halde çalışılamadığında, konsantrasyon ve dikkati arttırmada, motivasyon ve disiplinli çalışma konularında öğrenciler için etkili bir tedavi yöntemidir. Tırnak yeme, parmak emme, sigara ve alkol bıraktırma, uyuşturucu madde bağımlılığı gibi zararlı alışkanlıklardan kurtulmada çok büyük destekleyicidir. Ayrıca sosyal fobilerde, kişilik bozukluklarında, psikolojik bellek kayıplarında, psikolojik bayılmalarda, psikolojik ağrı bozukluklarında, depresyon tedavisinde, cinsel işlev bozukluklarında, uyku problemlerinde oldukça etkili olmakta ve kişi tedavi edilmektedir. Diş tadavisinden korkanların veya ağrısız doğum yapmak isteyenlerin de başvurduğu hipnoterapi yöntemdir. İnsanların yaşamlarındaki olumsuz duygu ve davranışların ortadan kalkmasına ve daha mutlu olmalarına yardımcı olmaktadır. Hipnoterapi ile kısa zamanda olumlu sonuçlar elde etmek mümkündür. Özellikle fobilerde ve kaygı (anksiyete) bozukluklarında, panik bozuklukta 3-5 seansta insanlar rahatlamakta ve bu durumlardan kurtulmaktadırlar. Hipnoterapi ağrısız, ilaçsız ve yan etkisi olmayan bir tedavi yöntemi olması nedeni ile insanların başvurdukları bir yöntemdir.
İYİ BİR HİPNOZ SEANSI İÇİN NELER YAPILMALIDIR
Hipnoza girip girilmediği düşünülmemeli ve sadece telkinlere odaklanılmalıdır. Telkinler analiz edilmemelidir. Bunlar seans öncesinde paylaşılmakta ve kişinin onayı alınmaktadır.Çevreden gelen seslere odaklanılmamalıdır. Sadece hipnotistin sesine odaklanmak gerekir.
Kendinizi hipnozun akışına bırakmalı ve süreci kontrol etmemelisiniz.
Konsantre olmakta zorluk çekilmesi durumunda, bu durum terapiste anlatılmalıdır. Bu sırada olan ihtiyaçlar bildirilmelidir.
Trans sırasında duygularınızı bastırmaya ya da kontrol etmeye çalışmamalısınız. Kendinizi özgür hissetmeli, ağlamak isterseniz yada farklı sözel, bedensel sağılım oluşur ise bunu da yapabilmelisiniz.
Birçok sorun karşısında hipnoterapi diğer normal terapilere göre daha hızlı etkili ve faydalı olabilmektedir. İnsanlarda derin yaralar açabilen problemler hipnoterapi ile hipnoz sayesinde daha kısa sürede ve kalıcı olarak çözüme ulaşabilmektedir. Hipnozdan yarar görmek için, isteklerinize karşı arzu duyun, açık fikirli olun, gerçeği olduğu gibi görün, kendinizi motive edin. Eğer ki kendinizi motive etmez ve problemlerinizden kurtulmak için istekli olmaz iseniz çözüme ulaşmanızda bir o kadar zor olacaktır. Olumsuzlar yerine her zaman olumlu olan şeyleri kabullenin ve değişime açık olun.
HİPNOZ SEANSLARI NE KADAR SÜRER
Hipnoterapi gerçekten de çoğu psikolojik kökenli sorun için en etkili çözüm yöntemi olarak gösterilebilir. Ama hastaların çok yüksek beklentiler içine girmemesi, sorunlarını tek seansta çözeceklerini düşünmemesi gerekir. Diğer yöntemlere göre çok daha etkili olsa bile yine de bir tedavi sürecidir ve bazı durumlarda tahmininizden daha uzun vakit alabilir. Bu süreç çözülecek probleme ve kişinin yaş ve özelliklerine göre değişkenlik gösterir. Bazı konular için iki seans yeterli olurken bazen de 15- 20 seansa kadar uzayabilir.
HİPNOTERAPİNİN YAN ETKİSİ VARMIDIR ?
Hipnoz insanların düşündüğü kadar esrarengiz ve heyecanlandıracak bir yöntem değildir. Kişinin dikkatini toplayan rahatlama durumudur. Kişi dikkatini çeken bir şeye odaklanarak transa geçer. Hipnoz sırasında kişi telkinlere açıktır.
Hipnoterapi yetkili bir kişi tarafından yapılıyor ise, hiç bir yan etkisi yoktur. Bu terapinin en olumsuz yanı, herkesin eşit derecede hipnotize olmamasıdır. Bir kişi hemen transa geçerken başka bir kişi direnç nedeni ile hemen hipnotize olmayabilir. 1950 yıllarından sonra kişinin hipnoza ne kadar yatkın olup olmadığını anlamak için bilimsel ölçekler belirlenmiştir. En çok kullanılan ölçek, Stanford Hypnotic Susceptibility Scale (SHSS) ölçeğidir. Farklı bedensel ve mental testlerde vardır. Hipnoz sırasında hipnoterapiste güven de çok önemli bir yer tutar. Gün içerisinde transa kolaylıkla geçen insanlar daha kolay hipnoz edilebilir. Fakat iletişim kurmakta güçlük çekilen ve psikotik bozukluğu olan kişilere hipnoterapi yapılamaz. Hipnoz edilen kişiye sakinsin, iyi hissediyorsun gibi telkinler verilmektedir. Kişinin transa geçmesi gözlerinin kıpırdaması, yüz kaslarının gevşemesi gibi belirtilerden anlaşılabilir. Hipnoz olan kişiye hayal etmesi gereken söylenerek telkinlere devam edilir. Daha sonra yine telkinler ile hipnozdan çıkartılır.
SEANS SONRASI SÜREÇ
Terapisi sonrasındaki ilk haftayı onarılma olarak değerlendiriyoruz. Seansın hemen ardından kişi yoğun bir rahatlama ve yorgunluk hisseder. Takip eden süreçte kişi genellikle enerjisinde bir yükseliş fark eder ve yaşamında yeni bir açılım deneyimler. Çoğu danışan seans sonrasında daha mutlu, enerjik, rahatlamış olur ve yaşamıyla ilgili bazı cevaplar bulduğunu anlar. Bunun yanı sıra yerleşik zihinsel ve bedensel yüklerden kurtulmuş olunması nedeniyle nadiren de olsa hafif baş ağrısı, yorgunluk, karışık rüyalar veya uyku ihtiyacında artış görülebilir. Çok nadir olarak da hafif mide bulantısı ya da sindirim sisteminin çalışmasında artışla karşılaşılabilir.
Hipnoterapi İle Alkol Bağımlılığı Bıraktırma Alkol ihtiyacınızı kendi bilinçaltınızda bitirin. Zihninizi kullanarak hayat kalitenizi üst seviyelere çıkarın. Bağımlılık, bir nesneye, bir kişiye ya da bir maddeye karşı duyulan önlenemez isteklerdir. Alkol bağımlılığı ise kişinin yaşadığı duygusal travmalar sonrasında kendini savunma yöntemi olarak ortaya çıkan edinilmiş bir davranış türüdür. Bu bağımlılıktan kurtulmanın başında, diğer tüm bağımlılıklarda da olduğu gibi kişinin kendisinin istekli olması gelir. Hipnoterapi, alkolü bırakmak isteyenlere oldukça yardımcı bir yöntem olarak olarak karşımıza çıkmaktadır. Uygulanan terapi seanslarında bu bağımlılığın sebebi belirlenir ve öğrenilmiş bu davranış türü ortadan kaldırılır. Alkol bağımlısı olan kişilere her sosyal sınıfta rastlamak mümkündür. Alkol bağımlılığının nedenleri oldukça fazladır. Duygusal travmalar, toplumda kendini bu şekilde kanıtlama, psikolojik nedenler, alkol kullanımı için birer başlangıç olabilmektedir. Bağımlılık sendromunun tanımı ilk olarak alkol bağımlılığı için yapılmıştır. Alkol bağımlısı olan kişilerde alkol içmek için güçlü bir istek olur. Alkol kullanım miktarını ve süresini ayarlayamaz. Azalttığında ya da bıraktığında kendisinde bir yoksunluk hisseder. Alkolü aldığında kendisini rahat hissettiği için kullanılan miktar da sürekli artar. Aşırı alkol kullanımı ile ruhsal, sosyal ve fiziksel zararlara karşı korunma sağlandığı düşünülür, alkol kullanımı artırılarak sürdürülür. Alkol tüm bedeni etkiler, fakat en çok beyin hücrelerini etkiler. Davranış bozuklukları ortaya çıkar. Alkol almak isteği alışkanlığa dönüşmüş ve bilinçaltına yerleşmiş durumdadır. Aşırı alkol kullanımı karaciğer, pankreas ve sindirim sistemine zarar verir. Bunların yanı sıra uyku bozuklukları, bellek bozuklukları, sinirlilik, aşırı terleme, huzursuzluk, yerinde duramama, geçici halüsinasyonlar, nabızda artış, bulantı ve kusma gibi belirtiler de alkol yoksunluğunda ortaya çıkar. Tüm bu yan etkilerine rağmen alışkanlığa dönüşerek bilinçaltına yerleşen alkol içme davranışına insanlar engel olamamaktadır. Çünkü alkol bağımlılığı, sabah uyanıldığında aynada yüzünüzde görülen kırmızı lekelerin fark edilmesi gibi bir rahatsızlık değildir. Bu bağımlılık tek tük içiyorum diyerek başlar. Giderek bu miktar artar. “Canım istiyor, keyif veriyor” diye devam eder. Alkol miktarında artış gözleniyor ve sürekli içmeye başlanıyorsa, o kişi alkol bağımlısı olmaya başlamış demektir. Hele ki birde sağlık problemleri yaşıyor ve devam ediyorsa bunun adı alkol bağımlılığıdır. Alkol Bağımlılığı Tedavisi Alkol kullanım bozukluğu olan kişiler tedavi olmak için profesyonel yardım almalıdırlar. Hastanede yatarak ya da ayakta tedavi görmek mümkündür. Hipnoterapi ile alkolü bırakmanın büyük bir bölümü, bilinçaltının alkole olan bakış açısını değiştirmektir. Eğer ki hipnoz ile alkolden kurtulmak istiyorsanız, öncelikle kendiniz bırakmayı istemeli ve kararlı olmalısınız. Hipnoterapiden fayda görmek için, bunu başkaları istediği için değil de kendiniz istediğiniz için bırakıyor olmanız gerekmektedir. Hipnoz ile alkol bırakma seanslarında zihninizin telkinlere açık olması gerekiyor. Hipnoterapist bilinçaltındaki düşünce kalıplarınızı değiştirmek için kişi (hipnoz halindeyken) sizin isteklerinize, özelliklerinize ve geçmişinize göre düzenlenmiş telkinleri verir. Hipnoz bir sihir değildir. Hipnoz kişiye özel, uygun ve doğru bir program çerçevesinde hipnoterapist tarafından uygulanır. Her insan farklı bilinçaltı motivelere, farklı özelliklere, farklı bilinçaltı kalıplarına ve farklı bilinçaltı ilişkilendirmelerine sahip olduğundan, alkolü bırakma program içeriği de kişiden kişiye değişiklik gösterir. Alkol bırakma seansları ve süreleri de kişiden kişiye değişir. Çünkü alkole ne zaman başlandığı, kaç yıldır bağımlı olunduğu, bulunulan çevre şartları, alkol ile ilişkilendirilen düşünce kalıpları gibi daha birçok etken, hipnoterapi seans ve sürelerini etkiler. Alkolü bırakan bağımlı uyku bozuklukları yaşayabilir. Verilen terapilerdeki telkinler sayesinde bu durumdan da hipnoz yardımı ile kolayca kurtulabilir. Alkolü bıraktıktan sonra uzun bir süre kısa süreli terleme, titreme ve alkol içme isteği atakları ile karşılaşılabilir. Fakat bunlar oldukça kısa sürmektedir. Bu fiziksel yoksunluklar tehlikeli değildir. Alkol alma, insanların uygun düşünme, duyma ve davranış şekillerinde bir takım değişikliklere neden olur. Bunların üzerine bir de alkolün açtığı sorunlar eklenir. Bir süre sonra ise sorunlarından uzaklaşmaya başlar. İşte bu noktada mevcut durumun netleşmesi, düzelmesi ve sağlıklı bir yaşam için profesyonel bir yardıma ihtiyaç başlar. Alkol bağımlısı belli bir süre sonra alkol içme sorunlarına tek başına çözüm bulamaz. Alkolü bıraktıktan sonra kişi kendisini çözümsüz hisseder. İşte burada da bir hipnoterapiste başvurması ve profesyonel yardım alması en doğru seçim olacaktır. Hipnoz ile bilinçaltına yerleşen bu duygu ve alışkanlıklar (doğru olarak verilen telkinler ile) ortadan kaldırılabilir.
Hipnoterapi ile Cinsel Sorunların Çözümlenmesi
Hipnoterapi ile ilişkilerinizde olan bütün cinsel problemlerin önüne geçin. Hipnoz ile cinsel hastalıkların tedavisi önemli avantajlar sağlayan bir yöntem olarak kabul edilebilir. Çünkü cinsel bozukluk tedavileri genel olarak çiftlere yönelik olarak yapılmaktadır. Ama cinsel sorunları olan kişinin partnerinin olmaması ya da tedaviye katılmayı istememesi durumunda tedavi sürecinde aksamalar olması beklenebilir. Hipnoterapi böyle durumlarda hastayla birebir çalışma olanağı sağladığı için önemli avantajlar sunmaktadır. Dolayısıyla cinsel terapist olarak hizmet veren uzmanın aynı zamanda bir hipnozitör (eğitimli hipnoz uygulayıcısı) olması, hastanın sorunlarının çözülmesini kolaylaştırmaktadır. Hipnoterapi İle Çözümlenebilen Cinsel Bozukluklar Hipnoterapi özellikle psikolojik kökenli cinsel bozuklukların tedavisinde çok etkili bir araçtır. Hipnoterapi ile çözümlenmesi kolay olan cinsel bozuklukların arasında iktidarsızlık, vajinismus, erken boşalma, cinsel isteksizlik gibi problemler bulunmaktadır. Bazı hastalar hipnoza girmekte zorlandığı için ya da hiç hipnoza giremediği için tedavi süreci değişebilir. Tedavi süreleri hastanın durumuna ve sorunlarına bağlı olarak 10 seans kadar sürebilir, biraz daha artabilir. Bu sorunlar arasında yer alan erken boşalma ve vajinismus gibi problemler, hipnoterapi yöntemiyle kolay bir şekilde tedavi edilebilen rahatsızlıklardır. Hipnoz kullanılarak daha zor bir şekilde tedavi edilen hastalıklar ise genellikle cinsel kimlik bozukluğu gibi sorunlardır. Ama hipnoterapi yöntemi, tabu olarak kabul edilen cinsel sorunlar konusunda önemli kolaylıklar sağlamaktadır. Çünkü cinsel sorunları olduğunu kabul eden insanlar bile cinsel yaşamları ve sorunları hakkında konuşmaktan çekinebilirler. Türkiye’de özellikle kadınların cinselliklerini kabul etme ve cinsel yaşamları hakkında konuşmakta zorlandıkları düşünülürse, hipnoz altında bu problemi aşmanın kolaylığı ve sorunlara çözüm bulma yollarının daha net bir şekilde görülebileceği anlaşılabilir. Sonuç olarak hipnoterapi yöntemiyle toplumsal, ailevi ve dini baskılardan sıyrılarak cinsel sorunların kökenine inmek mümkün olmaktadır. Bu da her türlü cinsel sorunun tedavisini kolaylaştırmakta, sorunun çözümüne diğer tedavi yöntemlerinden daha hızlı bir şekilde ve etkili olarak ulaşılmasını sağlamaktadır. Hipnoterapi Yönteminin Cinsel Bozuklukların Tedavisinde Sağladığı Faydalar Nelerdir? Cinsel bozuklukların kaynağı genellikle konu hakkındaki tabuların ya da yanlış düşüncelerin etkisiyle geliştirilmiş olan davranış ve düşünce biçimleridir. Diğer bazı psikolojik sorunlar da cinsel bozukluklara yol açabilir. Hipnoterapi yöntemiyle cinsel işlevleri olumsuz şekilde etkileyebilecek olan kaygı, cinsel ilişki sırasında duyulan suçluluk, cinsel korkular ya da olumsuz fikirler kalıcı bir şekilde değiştirilebilir. Yani psikolojik nedenlerle ortaya çıkan cinsel bozuklukların kökenine kolay bir şekilde inilebilir, hipnoz ile rahatlama sağlanabilir. Bu da cinsel sorunları aşmak isteyen kişilerin diğer tedavi yöntemlerine oranla çok daha etkili ve hızlı bir şekilde sorunların kaynağına inmesini ve çözümlemesini sağlar. Hipnoterapi cinsellikle ilgili farklı konular üzerine eğilme amacıyla da kullanılabilir. Örneğin cinsel arzu bozuklukları ya da ereksiyon bozuklukları gibi cinsel sorunlar söz konusu olduğunda, cinsel hazzı artırmaya yönelik çalışmalar yapılması gerekecektir. Diğer tedavi yöntemleriyle cinsel hazzı artırmaya yönelik, cinsel uyanış amaçlı telkinler ve sorunun çözümlenmesi çok uzun bir süre gerektirebilir. Bu sorunlar klasik terapi yöntemleri ile de çözümlenebilir ama tedavi uzun bir sürece yayılacaktır. Oysa hipnoz altında bulunan kişilere cinsel uyanışa ya da cinsel hazzı arttırmaya yönelik telkinlerin verilmesi ve bu telkinlerin hasta tarafından benimsenmesi çok daha kolay olacaktır. Dolayısıyla cinsel arzu bozukluğu ya da ereksiyon bozukluğu gibi sorunların çözümüne daha kolay, daha hızlı ve daha etkili bir şekilde ulaşmak mümkün olacaktır. Hipnoterapi tedavisinin sağladığı önemli avantajlardan bir tanesi de geçmiş deneyimleri tekrardan yorumlama ve gerekliyse değiştirebilme olanağı sağlamasıdır. Örneğin yaralama güdüsüne dayalı mazoşist cinsel fantezilere sahip olan kişilerde ya da geçmişte travmatik cinsel deneyimler yaşamış olan kişilerde önemli mesafeler alınmasını sağlayacaktır. Hipnoterapi seansları sırasında geçmişteki deneyimler doğrudan telkin yapılması ve metaforlar kullanılması yoluyla tekrar yorumlanabilir. Yani sorunlu kabul edilen cinsel fantezileri daha sağlıklı bir hale getirmek ya da geçmişteki travmatik cinsel deneyimlerle araya mesafe koymak mümkün olacaktır. Bu da hastanın diğer tedavi yöntemlerine oranla çok daha kolay ve etkili bir şekilde sağlıklı bir cinsel yaşama kavuşmasını, sorunlarını çözümlemesini veya aşmasını sağlayacaktır. Hipnoterapi yöntemiyle zaman esnemeleri gibi çözümlerden faydalanılarak, erken boşalma vakaları ya da kadınlarda sıklıkla görülen geç orgazm gibi sorunlara da çözümler üretilebilir. Sonuç olarak hipnoterapi yöntemiyle hemen her türlü cinsel soruna karşı etkili tedavi seçenekleri sunulabilmektedir.
Hipnoterapi İle Eskiyi Hatırlama(Hafıza kaybı çözümü)
Eskiyi hatırlamak ve eskiyi artık hiç bir zaman hızlı bir şekilde unutmamak istiyorsanız bu mümkün. Hafıza kayıpları farklı etkenlere bağlı olarak ortaya çıkan sorunlar olabilir. Hipnoz ve hipnoterapi yöntemleri hafıza kayıplarının çözümlenmesi, eksik anıların ya da hatıraların tekrar kazanılması için uzun süredir kullanılan en etkili yöntem olarak bilinmektedir. Hipnoterapi sadece hafıza kayıplarında, unutkanlık ya da kişinin kim olduğunu bilememesi durumlarında etkili değildir. Disosiyatif bozukluk olarak isimlendirilen tüm sorunların çözümlenmesi için kullanılan bir alternatif tıp yöntemidir. Alternatif tıp yöntemi olarak anılsa da, bu sorunların çözümlenmesi için kullanılan ve tavsiye edilen en etkili yöntemdir. Uygulama şeklini ve sağladığı yararları anlatmadan önce disosiyatif bozukluk terimi hakkında bilgi vermek yerinde olacaktır. Disosiyatif Bozukluk Nedir? Disosiyatif kimlik bozukluğu söz konusu olduğunda, hastanın kimlik sorunları ya da bilinç-bellek sorunları ortaya çıkar. Bunlar arasında saçma konuşmalar, hiç konuşamama, unutkanlık, hafıza sorunları, bireyin kim olduğunu hatırlayamaması gibi sorunlar vardır. Bu sorunların ortaya çıkmasına neden olan etkenler ise kişinin üzülmesine, korkmasına, öfkelenmesine, utanmasına neden olan travmatik olaylar veya ruhsal, psikolojik sıkıntılardır. Yani yaşanılan travmalara karşı ortaya çıkan ve kişilerdeki kimlik, bellek, algı ve çevre gibi duyumların bir bütün halinde çalışmasını engelleyen bir rahatsızlıktır. Böylece bireyi travmalara karşı korur ve kişinin yaşamı üzerinde ortaya çıkacak olan etkilerin gecikmesini sağlar. Yani bir savunma mekanizması olarak ortaya çıkar. Disosiyatif amnezi (hafıza kaybı)ise disosiyatif bozukluklar arasında en sık rastlanan rahatsızlıktır. Bu bozuklukların farklı türleri vardır. Disosiyatif kimlik bozukluğu ve amnezinin bir türü sayılabilecek olan disosiyatif füg de bu alt türler arasında yer almaktadır. Disosiyatif amnezi söz konusu olduğunda genellikle travmatik ve stresli olaylar yaşanmıştır, kişi sadece belli bir dönemi ya da anısını veya tüm hayatını unutabilir, hatırlamayabilir. Disosiyatif fügden bahsedildiğinde ise kişinin kendi adını ya da ailesini unutması, tamamen farklı bir kimliğe bürünmesi, yaşadığı ortamdan ve çevreden uzaklaşması, kopması söz konusudur. Genellikle kısa sürer. Saatler ya da günler içinde geçebilir. İyileşme genellikle kendiliğinden meydana gelir. Bu rahatsızlığı yaşayan kişiler füg başlangıcını hatırlayabilseler de sorunun yaşandığı dönemi yani füg dönemini hatırlamazlar. Hipnoterapi Yöntemi İle Hafıza Kayıplarının (Amnezi) Çözümü Hafıza kayıpları söz konusu olduğunda yeni bilgiler öğrenme ve kaydetme becerisi yitirilmez. Sadece daha önceden edinilmiş ve depolanmış olan bilgilere, deneyimlere, anılara ulaşma becerisi kaybedilmiştir. Herhangi bir beyin bozukluğu yoktur. Genellikle aşırı stresli ve travmatik olaylar sonrasında görülür. Özellikle doğal afet durumlarında ya da savaş ortamlarında (nispeten) sık olarak rastlanılan bir sorundur. Başlangıcı ise genellikle ani olur. Kadınlarda ve yaşı ilerlemiş olan (60 ve 70 aralığı gibi) erişkinlerde daha sık görülmektedir. Disosiyatif amnezi söz konusu olduğunda hastalar kişisel kimliklerini tamamen yitirirler. Geçici tam amnezi söz konusu olduğunda ise kişinin kimliği sağlam kalır ama bilgilerini ve deneyimlerini hatırlamakta zorlanır, bunlara ulaşamaz. Hipnoterapi yöntemi ile kişinin bilinçaltına ulaşmak ve hafızasına, anılarına ve bilgilerine ulaşmasını sağlayacak olan telkinleri yapmak mümkün olur. Ama hipnoza girmekte zorlanan kişiler genellikle yönteme güvenmeyen, yöntemle ilgili kaygı ve korku yaşayan kişilerdir. Ayrıca odaklanmakta ya da konsantre olmakta zorlanan kişiler de hipnotize olmakta zorlanabilir. Bu nedenle hafıza kaybı yaşayan kişilerin hipnotize olması ve odaklanması zor olabilir. Ama bu gerçekleştiğinde anılarına, bilgilerine ulaşmasını sağlayacak olan telkinler verilebilir. Elbette bu yöntem sihirli bir yöntem değildir. Yani kişiyi hipnotize ettikten sonra ‘geçmişin’ hatırla gibi bir komut verilmesi ve sorunun giderilmesi mümkün olmayacaktır. Ama kişinin hatırladığı ilk anılarından ya da önemli deneyimlerinden faydalanılarak, anılarına ve tabiri caizse bilgi deposuna ulaşmasını sağlayacak olan telkinler verilebilir. Bu telkinler sayesinde bazı anılara ulaşmak ve ulaşılan anıların ya da bilgilerin de diğer anıları ve bilgileri tetiklemesini sağlamak mümkün olacaktır. Hipnoterapi yönteminin avantajı, hafızaya yani beynin bilgi deposuna direkt olarak ulaşılmasını sağlamak, sorunu tetikleyen travmatik olayların ya da stresli durumların farklı bir şekilde algılanmasını sağlamak olacaktır. Algılarda sağlanan değişiklikler ve sorunun kaynağına direkt olarak inilmesi, bunları etkileyecek olan telkinlerin yapılması da sorunun çözümlenmesini sağlayabilecek olan en kısa yol olacaktır. Sonuç olarak içinde hafıza kayıpları da bulunan tüm psikolojik sorunların çözümü için başvurulabilecek en etkili yöntem hipnoterapi olacaktır.
Hipnoterapi ile Kekeleme Tedavisi
Konuşma bozuklukları ve kekeleme için kesin çözüm. Hipnoterapi ile Kekeleme Tedavisi Kekemelik, bir tür konuşma bozukluğu olup, konuşma sırasında ya da konuşmaya başlarken bazı sözcükleri ve sesleri tekrarlayarak, duraksayarak çıkarılması ile konuşmanın akıcılığının bozulduğu yanlış konuşma bozukluğudur. Kekeme olan kişiler heyecanlandıklarında, stres yaşadıklarında, sinirlendiklerinde, baskı altına girdikleri zaman, kalabalık bir ortamda ya da önemli bir kişi ile konuştuklarında kekemelik problemlerinin daha da arttığını bildirmektedirler. Kekemelik dil eğitiminin alınmaya başlandığı dönemlerde ortaya çıkmaktadır. Genellikle 2 ile 5 yaşları arasında belirginleşir. Kekemelik tüm kültürel ve etnik gruplarda görülen bir konuşma bozukluğudur. Kekemelik zeka geriliği değildir. Asıl nedeni çocuklardaki düşünme hızının konuşma hızından daha fazla olmasıdır. Kekeleyen çocuklar aslında zeki çocuklardır. Hızlı düşündükleri için, düşünme hızları önde konuşma hızı ise arkada kalır. Aileler çocuğa konuşmasını düzeltmesi için baskı yapmasalar belki de kekemelik kendiliğinden geçecektir. Korku ve stres kekemeliği arttırır. Yine ailenin baskısı ve çocuğu kontrol etme çabaları kekemeliği olumsuz yönde etkiler. Kekemelik çocuğun okul başarısını, mesleki başarısını ve toplumla olan ilişkilerini de etkileyebilir. Çocuk içine kapanabilir ve iletişim kurmaktan kaçınabilir. Çünkü kendisi ile alay edeceklerini düşündüklerinden arkadaşları ile iletişim kurmakta zorlanır ve arkadaşlıklar kuramaz. Kekemeliğin nedenleri Kekemeliğin nedenleri psikolojik, fizyolojik, kalıtımsal ya da bir travma olabilir. Beyin dalgalarından gelen iletim bozuklukları fizyolojik olarak kekemeliğe neden olabilir. Doğru nefes alamama ve solunum bozuklukları kekemelik problemini ortaya çıkarabilir. Çevrede sıkıntı veren sorunlar, ailevi problemler, herhangi bir şeyden duyulan korku, kaygı kekemeliğe neden olabilir. Aşırı baskı ve stres altında kalmak, ailelerin çocuklardan beklentileri ve sürekli çocuğun kontrol altında tutulmaya, yönetilmeye çalışması nedeni ile kekemelik oluşabilir. Ani bir korku ya da kaygı sonunda çocuğun yaşadığı travma neticesinde çocuk kekeleyebilir ve hatta konuşmayabilir. Yine aile içerisinde bulunan birinin kekeme olması, konuşmayı öğrenen çocuğa örnek olabilir. Tüm bu nedenler sonrası çocuk ses ve hece tekrarlarına, konuşmaları uzatmaya, akıcı konuşma yerine duraklayarak konuşmaya başlar ve kekemelik ortaya çıkar. Kekemeliğe hipnoz ile çözüm Kekemeliğin tespiti ilk olarak aile tarafından yapılır. Çocuklar konuşmaya başlamadan önce düşünürler. Düşünme hızları konuşma hızlarından daha fazladır. Bu yüzden ilk başlarda geçici kekemelik ve konuşma bozuklukları görülebilir. Fakat dil gelişimi sırasında yaşıtlarına göre geriden gelen çocukların farklı konuşmaları ailelerin tespiti ile olur. Burada profesyonel yardım almak gerekir. Hipnoz kekemelik tedavisinde yıllardır uygulanan bir yöntemdir. Hipnoz bilinçaltında yer alan olumsuz düşünceleri değiştirmek için kullanılmaktadır. Kekemeliğin nedeni genellikle yaşanan bir kaygı ve korku olabilir. Bir olay karşısında korkan çocuk gerilir, nefes kontrolünü kaybeder ve kekemelik başlar. Aile fertlerinin kekemelik konusunda izlediği yanlış tutumlar ve davranışlar kekemeliğin çocukta kalıcı hale gelmesine neden olur. Hipnoterapist tarafından uygulanan hipnoz ile kekeme olan çocuk, travmanın yaşandığı ana götürülür. Travmanın yaşandığı olay sırasında yaşanan olumsuz duygular verilen telkinler ile boşaltılır. O güne ait olumlu duygu ve düşünceler bilinçaltına telkinlerle iletilir. Hipnoz ile aslında yaşadığı olayın sandığı kadar kötü bir durum olmadığı belirtilir. Hipnoterapi ile kekemelik yaşayan kişiye doğru nefes alıp vermenin önemi anlatılır. Diyafram nefesinin nasıl yapılması gerektiği gösterilir. Çünkü yanlış nefes alıp verme de kekemeliğin nedenleri arasındadır. Kekemelik yaşayan kişilerde konuşmaya başlarken kaygı duyması, korku, diğer insanlar ile konuşmaktan kaçınmaları ve özgüven eksikliği hipnoterapi ile çözülebilir. Fakat burada dikkat edilmesi gereken, hipnoterapi uygulamasına başlamadan önce mutlaka kekeme olan kişinin kekemeliğe dair olan olumsuz düşünce, algı ve duygu değişiminin gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Kısacası, bireyin kekemeliği nasıl kontrol edebileceği becerisine ulaşmış olması önemlidir. Hipnoz kişinin içinde bulunduğu sorunları çözmek ve kendini keşfetmek için bilinçaltına inilen bir uygulamadır. Kişi hayatında yaşadığı problemleri, kaygıları, korkuları hipnoz sırasında telkin yoluyla olumlu yöne çevirir. Kişinin sorunlarını çözmeye yönelik telkinler merkezi sinir sistemine gönderilir. Böylece kişi hayatında travma yaratan olaylardan kurtularak hayata daha olumlu ve pozitif bakmayı öğrenir. Hipnoz iradenin kontrolüdür. Kişiye istemediği şeylerin yapılacağı ve söylemek istemediklerinin söyletilebileceği bir olgu değildir. Yan tesiri yoktur. Bilimsel bir yöntem olan hipnoz, gösteri sanatı değildir ve alternatif tıp yöntemi olarak sınıflandırılır. Psikolojik sorunların çözümünde uzun süredir kullanılan etkili bir yöntemdir.
Hipnoz İle Zayıflama
Hipnoterapi ile kendinizi şartlayarak istenmeyen kilolarınızdan sağlıklı bir şekilde kurtulun. İnsanların bütün davranışlarında olduğu gibi, aşırı yemenin sebepleri de bilinçaltında yatmaktadır. Bu yüzden aşırı yemenin, hareketsizliğin bilinçaltında yatan sebeplerini ortadan kaldırmadan zayıflamaya çalışmak oldukça güçtür. Hipnoz ile kilo vermek isteyenlerin midesine değil, beyinlerine hükmedilerek, aç kalmadan ve acı çekmeden zayıflamanın sağlanması mümkündür. Zihinsel ve bilinçaltı kayıtlarında gerekli olan değişim gerçekleşmeden kilo verme süreci zorlaşacak ve hatta verilen kilolar bir süre sonra tekrar geri alınacaktır. Kişiye göre düzenlenen bir diyet ve egzersiz programı yeterli değildir. Bilinçaltında yemek ile ilişkilendirilmiş olan duygular vardır. Stres, alışkanlıklar, inançlar, korkular gibi nedenler, kilo probleminin üstesinden gelebilmek için değiştirilmesi gereken bilinçaltı unsurlarıdır. Hipnoz sayesinde kilo verme programını hızlandırmak mümkündür. Zayıflama hipnozun en basit sonuçlarından biridir. Çünkü hipnoz sayesinde kişiler açlığın verdiği acıdan kurtulabilirler. Açlık üzerinde hipnozun etkisi Hipnoterapi uygulanacak olan kişi ilk olarak hipnoz hakkında bilgilendirilir. Hipnoz altında bulunan kişi ile sürekli konuşarak onun bilinçaltına inilir. Kilo vermesi için gerekli olan ve yememesi gereken yiyecekler, kötü alışkanlıklar telkinler ile bildirilir. Kilo vermesi için yapması gereken işler ve yemesi gereken yiyecekler bilinçaltına iletilir. Hipnoz ile verilen kilolarda bir rejim programı uygulanmadığı için, insan metabolizmasının izin verdiği kadar kilo verebilir. Ayrıca bu yöntem ile verilen kilolar tekrar geri alınmaz. Hasta farkında olmadan kilo verdiği için sinirli olma, aç kalma gibi problemler ile de karşılaşmaz. Kısacası hipnoz ile kilo veren kişiler aç kalmadan sadece alışkanlıklarını değiştirerek kilo verebilirler. Hipnoz ile bilinçaltındaki nedenler kaldırılmalıdır Kilo vermek için herkesin önüne bir diyet listesi koyulur ve bu programa uyması istenir. Bu diyeti uygulamak için ise güçlü bir irade gerekir. Uygulamakta zorlanan kişiler bu diyet listelerini terk ederler ve umutsuzluğa, mutsuzluğa sürüklenerek verdikleri kilolardan daha fazlasını geri almaya başlarlar. Koşmak hatta yürümek bile istemezler. Çünkü bilinçaltı desteklenmemektedir. İnsanların aşırı yemelerinin sebepleri bilinçaltında kayıtlıdır. Aşırı yemek yemenin ve hareketsiz kalmanın sebepleri ortadan kalkmadan zayıflamaya çalışmak insanlara eziyet gibi gelmektedir. İşte hipnoz tam burada aşırı yeme sebeplerini ortadan kaldıran ve senelerdir uygulanan bir program olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü rejim yapmak isteyen kişinin bilinçaltında diyet yapma konusunda bir çatışma başlar. Aşırı yemek yemek, atıştırmak istemek diyet programı uygulamak isteyenlerin en büyük arzusu haline gelmektedir. Tüm bu isteklerin fizikselden çok bilinçaltı sebepleri vardır. Öfke, kıskançlık, özgüven eksikliği, kızgınlık, aşırı kıskançlık, yalnızlık, kişinin gücünün yetmediği yerlerde bastırdığı duygular gibi bilinçaltında yatan nedenler, insanların aşırı yeme isteklerini tetiklemektedir. İşte hipnoz olumsuz bu duyguları temizler ve kişiyi aşırı yeme isteğinden kurtarır. Hipnoterapi sayesinde dengeli beslenme alışkanlığı bilinçaltına kalıcı olarak yerleştirilir. Bu sayede kişi kolayca ve kalıcı olarak acı çekmeden zayıflar. Hipnoz ile zayıflama süreci kişiye göre 6-8 seans arasında değişmektedir. Kilo alma nedenleri ve hipnoz ile zayıflama Kilo almanın nedenlerinin başında psikolojik olarak yeme alışkanlığı gelir. İnsanlar sinirlendiklerinde, heyecanlandıklarında, üzüldüklerinde yemeğe sarılmaktadırlar. Yani kişinin ruh yapısı kilo problemlerini de beraberinde getirmektedir. Tedavi amacı ile kullanılması gereken ilaçlar iştah açabilmekte ve yeme alışkanlığını arttırarak kilo problemlerine yol açmaktadır. Kalıtımsal nedenler, iştah ve irade merkezindeki kontrol bozuklukları, hazım sistemi bozuklukları ve bağırsak tembelliği, düzensiz yeme, hızlı yeme, ikram ve ısrarlar da hızlı kilo alımına neden olmaktadır. Nedeni ne olursa olsun, psikolojik ya da fiziksel nedenler bilinçaltına yerleşmiş ve alışkanlık haline gelmiştir. Yapılan rejim ve diyetler yeterli olmamakta ve verilen kilolar yeniden alınmaktadır. Hipnoz ile kilo vermenin en büyük avantajı, kişinin bilinçli ve dengeli beslenmesini öğrenmesi ile başlar. Daha sonra insanları yemeye yönelten psikolojik nedenler ortadan kaldırılır. Varsa diğer sorunlar verilen telkinler ile olumlu davranışlara çevrilir. Açlık çekmeden uygun diyetle ve kendi iradesi ile yediklerinden lezzet ve tat alarak ve hazım sisteminin de hızlanması ile zayıflama başlar. Hipnoz ile zayıflama, yediğinin farkına vararak, yediklerine kanaat getirerek doyuma ulaşma ile gerçekleşiyor. Hipnoz ile kilo verme esnasında, kişilerin kendi hayatlarından haz alma duyguları arttırılıyor. Günlük yaşantılarında daha ılımlı, sakin ve verimli olmaları sağlanıyor, güvenli bir şekilde kilo veriliyor.
Hipnoterapi ile Panik Atak Tedavisi
Ani panikatak ve benzeri sorunlarınızdan biran önce kurtulmak istiyorsanız bizimle iletişime geçin. Panik atak olarak isimlendirilen rahatsızlık, yoğun bir şekilde yaşanan sıkıntı ya da korku nöbetleri olarak tanımlanabilir. Bu ataklar ani bir şekilde ortaya çıkar ve farklı zamanlarda tekrarlarlar. Bu sorunu yaşayan kişiler ataklar sırasında dehşet içinde kalırlar, aşırı korku durumunda bulunurlar. Hatta felç geçireceklerini ya da geçirdiklerini, kalp krizi yaşayarak öldüklerini, kontrollerini kaybettiklerini ve çıldırdıklarını düşünürler. Panik Atak Nedir, Nasıl Ortaya Çıkar? Yoğun bir şekilde korku yaşayan, strese maruz kalan ya da belli olaylara endişe ile bakan kişiler, nedensiz olduğu düşünülen ve ani olarak başlayan, göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes alamama, üşüme ya da terleme, baş dönmesi ve dengesizlik, bazı durumlarda karın ağrısı ve bulantı gibi şikâyetlerle ortaya çıkan ataklar geçirmeye başlarlar. Bayılacakmış gibi hissetme, uyuşma ve karıncalanma gibi duygular da atakların etkisini artırır, hastanın büyük bir dehşet ve korku hissetmesini sağlar. Kişi kendisine ve etrafındaki kişilere zarar verebileceğini düşünür, endişeleri daha da artar. Atakların farklı zamanlarda ortaya çıkması ve yerinin belli olmaması da hastadaki endişeleri artırır. Sonuç olarak hastalar ataklar arasındaki dönemleri de gergin, huzursuz ve endişeli geçirmeye başlarlar. Panik atakların ortaya çıkmasının beklendiği bu süreç ise ‘beklenti anksiyetesi’ olarak adlandırılır. Kısacası hastanın durumu giderek ağırlaşır. Hastanın endişelerinin artması, korkularının artması, rezil olma ve etrafındakilere ya da kendisine zarar verme korkusu davranış şekillerini de değiştirmeye başlar. Ataklara neden olduğunu düşündükleri yiyecekleri ve içecekleri kullanmamaya, davranış şekillerini değiştirmeye başlarlar. Atakları engellemek için çeşitli uyuşturucu maddeler, alkol ya da ilaçlar kullanabilirler. Hatta bayan hastaların ataklar sırasında düşeceğini ve vücudunun çeşitli yerlerinin görüneceğini düşünerek giyim tarzlarını değiştirdikleri, ataklar sırasında çalınabileceğini düşündükleri takıları ve mücevherleri kullanmayı bıraktıkları, atakla karşılaşabileceklerini düşündükleri için evden dışarı çıkmayı reddettikleri görülebilir. Evlerin içinde bulunan ve tehlikeli olabileceğini düşündükleri araçları, eşyaları (bıçaklar gibi) saklamak da panik atak hastalarında gözlemlenebilecek olan davranış kalıpları arasında bulunmaktadır. Kısacası panik atak sorunu yaşayan kişilerin tüm yaşam düzenlerini değiştirdikleri ve yaşam kalitelerinin önemli ölçüde düştüğü gözlemlenebilir. Panik Atak Tedavisi Panik atak giderek ağırlaşabilen bir sorun olduğu için bir an önce tedavi edilmelidir. Kadınlarda erkeklere göre birkaç kat daha fazla görülen ve genellikle 20-35 yaşları arasında başlayan panik bozukluk, panik atak tedavi edilebilen bir hastalıktır. Atakları engellemek için bunlara sebep olan etkenleri ortadan kaldırmak ya da hastanın bunlara olan bakış açısını değiştirmek gerekecektir. İlaçla tedavi yönteminde beyinde bozuk olan hormon faaliyetleri düşürülerek ataklar kontrol altına alınmaya çalışılır. İlaç tedavisi ile birlikte yürütülen bilişsel-davranışçı tedavi ise panik ataklar hakkında yanlış bilinen ve atakların zararlı olduğu yönündeki inançları değiştirmeye, hastanın ataklara neden olan korkularının üzerine gitmesini sağlamaya odaklanır. Dolayısıyla hastadaki bazı yanlış ve olumsuz düşüncelerin değiştirilmesini, karşılaşabileceği olaylara bakış açısının değiştirilmesini sağlamaya çalışır. Bu yöntem etkili olsa bile, hastanın ve hastalığını durumuna göre uzun zaman alan bir tedavi süreci olabilir. Hipnoterapi İle Panik Atak Tedavisi Hipnoterapi yöntemi de hastanın algılarını değiştirmeyi ve ataklara son vermeyi hedefler. Ama bu durumda en büyük avantajı, hastayı ikna etmek ya da fikirlerini değiştirmek yerine direkt olarak sorunun kaynağına ulaşabilmesidir. Hipnoterapi seansları sırasında hastanın bilinçaltına ulaşarak korkularının üzerine gitmesini, onlardan korkmamasını sağlayacak telkinler yapılabilir. Benzer şekilde ataklar sırasındaki heyecanını ve korkusunu azaltacak olan telkinler de yapılacaktır. Sonuçta atakların sayısını ve ataklar sırasında ya da ataklar arasında duyulan korkuyu, endişeyi, dehşeti azaltmak mümkün olacaktır. Böylece hastalığın gelişme aşamasının tam tersine doğru hareket etmek yani zaman içinde hastalığın hafiflemesini ve ortadan kalkmasını sağlamak mümkün olacaktır. Ataklara neden olan etkenler korku ve endişe gibi duygular olduğu, bu duyguların kaynağı ise yaşanan travmatik olaylar, stresli durumlar ya da öğrenilmiş davranış kalıpları olduğu için, hipnoterapi yöntemini kullanarak sorunun kaynağına inmek ve bunları algılama, yorumlama şeklini değiştirmek daha kolay olacaktır. Böylece etkili ve kalıcı bir biçimde, aynı zamanda kısa sürede panik atak sorununu çözmek ve atakları sonlandırmak mümkün olacaktır. Önemli olan hastanın bunu istemesi ve uzman hipnoterapistine güvenmesidir.
Hipnoterapi ile sahne korkusunu yenme
Sahnelerden korkmayın, onlar sizden korksun. İnsanların duygularından birisi de heyecan duygusudur. Herkes hayatının belli dönemlerinde bazı olaylar karşısında heyecanlanmıştır. Okula ilk başlandığı gün, velilerin ve öğretmenlerin önünde şiir okurken sahneye çıkan insanlar da heyecan duygusunu yaşayabilmektedirler. Sahneye çıkmadan önce heyecanlanmak normal bir durumdur. Sahne heyecanı insanları uyarma yoludur. Sahne heyecanı, toplumda birçok kişinin hayatlarının bir bölümünde karşılaştıkları, yıldırıcı ve hatta kariyeri sonlandıracak kadar önemli bir sorundur. Özellikle müzisyenler her sahneye çıktıklarında sanki ilk kez çıkıyormuş gibi heyecanlanmaktadırlar. Sahne heyecanı, (seyirci önünde yapılan tiyatro ya da müzikal bir performans ile bağlantılı olarak duyulan) endişe ve korku hisleri ya da bu hislerle ilgili olarak performansı yapan kişinin becerilerinin olumsuz bir şekilde etkilenmesi olarak tanımlanabilir. Kişilerin performans kaygıları hem fiziksel hem de zihinsel bir sapmadır. Bir gerginlik ya da kaygı olarak da bilinen sahne korkusu, konuşmacıyı, aktörü, sporcuyu ya da müzisyeni olumsuz yönde etkileyebilir. Bu durum yani korku ise toplum içerisinde yapacağı işi sergilerken hata yapma düşüncesidir. Sahneye çıkmadan önce kişilerin kalp ritimleri artış göstererek daha hızlı atmaya başlar. Hatta bazen aşırı terlemeler görülür. Ağız kurur, hızlı nefes alıp- verme başlar. Sahne heyecanı neden olur? Kişiler sahneye çıktıkları zaman sergileyecekleri performansın istedikleri gibi olmayacağı endişesini duyarlar. Başarısız olacaklarını ve seyirci tarafından alacakları tepkileri düşünürler. Bilinçaltına bu olumsuzluklar yerleşmiş durumdadır. Oynanan bir oyundaki rolü sergilerken ya da bir müzik parçasını icra ederken sözleri unutabilecekleri kaygısını duyarlar. Bunların sonucunda da kişiye sıkıntı veren nefes darlığı, aşırı terleme, ağız kuruluğu, kalp çarpıntısı ve sesin çatallaşması gibi durumlar ortaya çıkacaktır. Bu durum performansı olumsuz yönde etkileyecektir. Sahne heyecanını yenmek için hipnoterapi Sahne heyecanını yenebilmek için bu sorunun ne olduğunun ve neden kaynaklandığının bilinmesi gerekir. İşte burada hipnoz yöntemi devreye girer. Sahne korkusu hemen hemen her meslekte ve farklı deneyim düzeyindeki kişilerde görülebilir. Hatta sahneye ilk kez çıkan bir kişide görülen bu problem, senelerdir sahneye çıkan kişilerde de görülebilmektedir. Siz de profesyonel sahne yaşamınızda sahneye çıkmadan önce ve sahnede iken hala heyecanlanıyor, bu durumdan kurtulmayı başaramıyor iseniz, hipnoterapiden yardım alınız. Sizi sahne öncesinde heyecanlandıran her türlü olumsuz düşünce bilinçaltındadır. Hipnoz yöntemi sayesinde olumsuz düşünmenize ve heyecanlanmanıza neden olan duygular, verilen telkinler ile bilinçaltından silinir. Performansınıza iyi bir şekilde hazırlandığınız, hata yapma endişesi taşımamanız yönünde verilen telkinler sizi rahatlatır. Performansınızı sergilemeden önce ses tonunuzu ayarlamayı unutmanızın, bir konuyu ya da bir müzik parçasını unutmanızın bile dünyanın sonu olmadığı hakkında verilen telkinler ile bilinçaltına olumlu mesajlar yerleştirilir. Ayrıca hipnoz ile doğru nefes almayı da öğrenerek kalp ritminin hızlanmasına engel olunur. Her türlü kaygı, korku, heyecan ve fobilerinizi hipnoz ile yenebilirsiniz. Tüm bu duygular bilinçaltında kayıtlıdır. Bu kayıtlar, bilinçli olarak (bazen) hatırlayamadığınız ve farkında olmadığınız ama hayatınızı etkileyen kayıtlardır. Örneğin küçükken bir köpekten korkma, dayak yeme gibi olaylar bilinçaltına yerleşir. Yaşanan bu olaylar bazı olaylar karşısında korku ve kaygıları da beraberinde getirir. Geçmişte yaşanan kötü anıları silemeyiz ama olayların anlamlarını değiştirerek olumlu bir hale getirebiliriz. Bunu da hipnoterapi yöntemi ile başarmak mümkündür. Geçmişte yaşanmış olan ve sizi psikolojik olarak etkileyen olaylarda yaşanan olumsuzluklar, hipnoz esnasında olumlu düşüncelere dönüştürülebilir. Yani geçmişte yaşananları yok edemez ama anlamları değiştirebilir. Hipnoz, kişinin o andaki gerçeğin farkında olmasına rağmen, ondan ayrı bir durumda olduğu hissine sahip olduğu, uyku ile uyanıklık arasındaki bir durumdur. Kişi hipnoz sırasında dış dünyadan uzaklaşır ve kendisine verilen telkinleri eleştirmeden alır. Buradan da anlaşıldığı gibi hipnoz bir tekniktir. Hipnoterapi ise hipnoz altında yapılan bir terapidir. Gerçek tedavi hipnozu kullanarak yapılan hipnoterapidir. Zihin aldığı bilgileri hem bilinçli hem de bilinçsiz olarak alır. Bilinçdışı, beynimizin farkında olmadığımız yanıdır. Tüm deneyimlerimizi, hatıralarımızı depolar. Bilinçli zihin ise problem çözer ve analiz yapar. Hipnoz altında iken, bilinçdışı zihin bilinçli zihinden kurtulur ve telkin almaya hazır hale gelir. İşte hatıraların, deneyimlerin bulunduğu bilinçdışı zihne verilen telkinler sayesinde sahne heyecanını yenebilir ve bu ya da buna benzer sorunlardan kurtulabilirsiniz.
Hipnoz İle Sosyal Fobi Tedavisi
Sosyal fobileriniz artık tarih oldu. Artık kendi bilgeliğinizi yaşayacaksınız. Sosyal fobi olarak isimlendirilen rahatsızlık, kişinin temel olarak toplumda kabul görmeyeceğinden ya da davranışlarının kabul edilmeyeceğinden endişelenmesi olarak tanımlanabilir. Ayrıntıya girilirse davranışları ya da düşünceleri, eylemleri sonucunda rezil olacağından, toplum tarafından dışlanacağından, eleştirileceğinden, başka kişilerden gelen üzücü davranışlardan ve duygulardan korkması, endişelenmesi olarak ifade edilebilir. Sosyal fobi ve diğer fobilerin tamamı öğrenilmiş dışsal korkulardır. Dolayısıyla temelinde yatan travmatik olaylar ya da bu tavrın benimsenmesini sağlayan gelenekler, öğrenme alışkanlıkları vardır. Dolayısıyla uygun terapi yöntemleri kullanılarak soruna çözüm getirilebilir. Hipnoterapi yöntemi de sorunun kaynağını tespit etmek ve sorunu çözümlemek için başvurulabilecek olan en etkili yöntemdir. Çünkü hipnoz sırasında yapılan telkinler bilinçaltındaki algıların değişmesini, olayların daha farklı bir şekilde kabullenilmeye başlamasını sağlayacaktır. Dolayısıyla psikolojik temelli tüm sorunlarda, öğrenilmiş tüm sorunlarda olduğu gibi sosyal fobi probleminde de çözüm için hipnoterapi yönteminden faydalanmak en mantıklı ve etkili çözüm yöntemi olacaktır. Sosyal Fobi ve Gelişimi Sosyal fobi tek başına karşılaşılan, başka sorunlarla beraber ortaya çıkmayan, tekil olarak kendini gösteren ve belli semptomları olan bir rahatsızlık olarak kabul edilemez. Yaşanılan korku ve kaygı sonucunda panik atağa benzeyen anksiyete bozuklukları, panik atak ya da obsesyonlar sosyal fobiye eşlik edebilir. Çünkü kişinin yaşadığı korkular zaman içinde gelişebilir ve ölüm korkusu, saldırıya uğrama korkusu, kapkaça uğrama korkusu gibi daha spesifik ve somutlaştırılmış korku türlerine dönüşebilir. Bu durumlarda vücudun savunma mekanizmaları harekete geçecektir. Sonuçta da bazı davranış bozuklukları, anksiyete sorunu gibi problemler ortaya çıkacaktır. Hatta bu durumlar daha da ilerleyebilir ve paranoyaya dönüşebilir. Bu durumda da sorun sosyal fobi olarak değil, kişilik bozukluğu olarak ele alınmalıdır. Sosyal fobide sorun içinde bulunulan sosyal ortamlarla ilgilidir. Bu problem genellikle mükemmeliyetçi yapıya sahip olan ve yapmış olduğu hataları çok önemli kabul eden, bunları gözünde aşırı biçimde büyüten, eleştirilmekten ya da dışlanmaktan korkan kişilerde görülür. Yani kişi yalnız olduğunda herhangi bir problemle karşı karşıya değildir. Sorun sosyal ortamlara girildiğinde ortaya çıkmaktadır. Bu problem belli bir çevreye ya da belli bir topluluğa karşı geliştirilmiş olabilir. Örneğin sadece karşı cinsin bulunduğu ortamlarda, topluluk önünde konuşma yapılmasının gerektiği durumlarda, alış veriş merkezleri ya da Pazar yerleri gibi mekânlarda, iş yerinde kademe olarak kendinden daha üst düzeyde bulunan kişilerle iletişim kurarken ortaya çıkabilir. Kişinin mükemmeliyetçi yapısı ve yaptığını düşündüğü hataları gözünde büyütüyor olması da sorunun büyümesine, başka problemlerin (anksiyete, panik atak) ortaya çıkmasına ve problemin çözümünden uzaklaşılmasına yol açacaktır. Problemin çözümlenebilmesi için kişinin sorununu kabullenmesi ve çözmeyi istemesi gerekecektir. Sorunun çözümü aşamasında da kişinin kendine güvenmesi ve potansiyeli konusunda endişe duymaması ilk adım olacaktır. Böylece yapabileceği hataları kabullenmeyi, kendisini affetmeyi ve sosyal fobi yaşadığı ortamlarda normal davranış biçimleri sergilemeyi öğrenecektir. Ama bu sonuca ulaşabilmesi için uzun sürede edinilmiş olan davranış kalıplarını değiştirmesi ve aile ya da çevre tarafından çocukluk çağlarından itibaren verilen eğitimi, baskıcı yaklaşımları yok sayması, farklı bir şekilde yorumlaması gerekecektir. Bunun çok zor olacağı tahmin edilebilir. Bilinçaltına yerleşmiş olan bu kalıpları değiştirebilmek için başvurulabilecek en etkili yöntem ise hipnoterapi olacaktır. Hipnoterapi ve Sosyal Fobi Hipnoterapi yönteminde bilinçaltına yerleşmiş olan ve öğrenilmiş olan davranış kalıplarını algılama biçimi değiştirilmektedir. Hipnozitöre güvenerek tedaviye başlayan kişi, seanslar sırasında verilen telkinlere uyum gösterir ve bazı olayları algılama biçimi değişir. Sosyal fobi sorununun kaynağı da mükemmeliyetçi kişilikleri destekleyen öğrenilmiş davranış biçimleri ya da çocukluktan itibaren yapılan baskılar, telkinler olduğu için, hipnoz sırasında yapılacak olan telkinler ile bu algıları değiştirmek ve sorunu çözümlemek mümkün olacaktır. Algılar değiştiğinde olaylara verilen tepkiler de değişir. Örneğin iş yerindeki üstleri ile konuşmakta zorlanan, yaptığı işi onlara beğendiremeyeceğini düşünen sosyal fobi sahibi, hipnoterapi seansları sonunda bu görüşmeleri kendisini geliştirme ve ilerleme fırsatları olarak algılamaya başlayabilir. Dolayısıyla karşılaştığı olayı yorumlama şekli değişmiştir, bu olaylara vereceği tepki de değişir. Sonuç olarak hipnoterapi yönteminden faydalanarak sosyal fobi gibi öğrenilmiş korkuları ya da psikolojik temelli diğer sorunları kısa sürede ve etkili olarak çözüme kavuşturmak mümkündür.
Hipnoterapi İle Travmadan Kurtulmak
Aklınızda kalan bir an mı var? Bu an sizi rahatsız mı ediyor? Travmaların önüne hipnoterapi ile geçin. Travma sözcüğü, tıp literatüründe canlılar üzerinde önemli etkileri olan, dışarıdan gelen mekanik bir etki sonucunda oluşan ve bir dokunun ya da bir organın yapısını bozan yerel yaralanmalar olarak tanımlanmaktadır. Psikoloji biliminde ise bireylerin üzerinde düşünmesine ve önem vermesine rağmen çözüme kavuşturamadıkları, tepki veremedikleri olaylar olarak kabul edilir. Bu olaylar arasında ailede yaşanan ya da farklı ortamlarda karşılaşılan şiddet ya da taciz olayları, doğal afetler ya da savaşlar olabilir. Yaşanılan travmaların nedeni ne olursa olsun olumsuz etkileri bireyin hayatına yansıyabilir hatta çok etkili olabilir. Örneğin savaş ortamlarından geri dönen kişilerde kalabalık ortamlarda güvensizlik hissetme, yüksek seslerden korkma, sürekli olarak savunma durumunda bulunma ve çok küçük olaylara karşı bile şiddet içeren tepkiler verme eğilimi bulunduğu gözlemlenmektedir. Bu kişiler topluma uyum sağlamakta zorlanmakta ve kendi başlarına kalmayı tercih etmektedirler. Dolayısıyla yaşanılan travmalar kişinin hayat biçimini ve yaşam kalitesini çok önemli ölçüde etkileyen faktörler olabilir. Ruhsal travmaları tedavi etmek ve onlarla baş edilmesini sağlamak için kullanılan tedaviler arasında Bilişsel davranış terapileri bulunmaktadır. Bu tedavi ve terapi oldukça iyi sonuçlar veren bir yöntemdir. Ama tedavinin hastanın durumuna bağlı olarak çok uzun bir süreye yayılabilmesi dezavantaj yaratabilir. Bu nedenle hipnoz kullanılarak tedavi anlamına gelen hipnoterapiden faydalanmak daha akılcı bir çözüm yolu olabilir. Hipnoterapi ve Travmalar Hipnoz, kişinin uyku ile uyanıklık durumları arasında bulunduğu, zihninin gevşediği ve dışarıdan yapılacak telkinlere açık hale geldiği bir durum olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla geçmişte yaşanan travmatik olayları farklı bir şekilde yorumlamayı sağlayacak olan telkinlerin yapılması için uygun bir durumdur. Hipnoterapi yöntemi geçmişte yaşanmış olan travmatik olayların değiştirilmesini ya da unutulmasını sağlamayacaktır. Ama hastanın bu olaya bakış açısını ve yorumlama şeklini değiştirecek olan telkinlerin yapılmasını sağlayacaktır. Dolayısıyla diğer yöntemlere göre çok daha hızlı bir şekilde ve etkisi gara